SARAYBOSNA’DAN BAKIRKÖY’E TEZER ÖZLÜ’NÜN İZİNDE

Arabamı park ediyorum. Bu ilk günler tedirginim biraz. Aklımda evirip çeviriyorum tembihleri. Adli koğuşa girersen kimse ile göz teması kurmadan doğruca yürü, kapalıya girdiğinde sırtını daima güvene al. Tedirginliğimin bunlarla alakası yok, biliyorum. Kendimden çekiniyorum. "Sigara var mı sigara?" Keşke içseydim, yarından itibaren bir paket alıp atayım çantama. Bir kez daha emin oluyorum, bu insanları seviyorum, insanlığın tüm hallerini seviyorum. Kilidi çevirip içeri girerken kapıyı hemencecik kapamaya özen gösteriyorum.

Fotoğraf: Dilek Necioğlu Örken

Koğuşa adım atar atmaz karşımda Pink. Gerçekten de benziyormuş bu daha önce varlığından haberdar olmadığım şarkıcıya. Fransızca, İngilizce ve anlamadığım başka bir dilde karışık konuşuyor. Takip etmesi zor. Havaalanı polisinin bulup getirdiği bu kırklarındaki kadının anlattıklarının içinden ona, kimliğine ulaşacak bir şeyler çıkarmam lazım. Neyse ki çağrışımları ve konuşması bugün biraz daha yavaş, tedavisi işe yaramaya başlamış gibi görünüyor.

Beni, pavyonun giriş katındaki meşin yatağa yatırıyorlar. Günaşırı kolumdan iğne yapıp bayıltıyorlar. Uyandığımda hiçbir şey bilmiyorum. İnsan nedir? Dünya nedir? Boyutlar, gelişimler nedir? Kimim? Neyim? Sonra ilkin kendimi görüyorum. Benim. Hastayım. Narkozdan uyandım. İğneden çürüyen kollarımı görüyorum. Odadaki bitkileri görüyorum. Sonra yavaş yavaş anımsıyorum. Ben: benim. Yirmi beş yaşındayım. Kadınım. Coşkuyla gelen deliliğin ikinci bölümünü yaşıyorum. Arada durgunluğun acısını çektim.

"Birleşmiş Milletlerde çalışıyorum. Beni onlar çıkardı Bosna’dan. Oğlum savaşıyor. Ondan haber alamadım haftalardır. Kızım, kızım nerede?" Hastalık hiçbir şeyi değiştirmedi, intihar  etmek istedim iyi ettiler, delirdim yine iyi ettiler. "Geri dönmem lazım. Korkuyorum."

Sana ne sormam lazım bilmiyorum. Komşunun ihaneti mi delirtti seni. Tecavüzler, toplu kıyımlar. Yoksa yaşadığın, anılar biriktirdiğin, evlendiğin, çocuk doğurduğun, kavga ettiğin şehre bir daha asla geri dönemeyecek olmak mı. Kızını sağ salim şehirden çıkarırken oğlunu geride bırakmak mı. Hangisi daha ağır geldi yüreğine. Soramıyorum. Soramıyorum çünkü bu acıların her birinin bir benzeri yaşandı bu topraklarda, hem de defalarca. Soramıyorum çünkü halen yaşanıyor. Soramıyorum çünkü çaresizlik içinde seyrediyorum ve aklımı korumaya devam ediyorum.

LinkedIn
WhatsApp
error: Content is protected !!